ANA SAYFA HABER FORUM SOHBET RESİM VİDEO ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM ÜYE OL ÜYE GİRİŞİ
ANA MENÜ
ANA SAYFA
KASABADAN HABERLER
AHILI KASABASI
Ahılı Tarihi
Ahılının Coğrafi Yapısı
Ahılıda eğitim Öğretim
Ahılı köyü Muhtarları
Ahılı Belediye Başkanları
Ahılıda Mahalle Muhtarları
Ahılıda Soyadlar
Ahılının Yetiştirdiği Ünlüler
Ahılıda Gelenek ve Görenekler
Ahılıda Düğün
Ahılıda Mutfak (Yemek Çeşitleri)
Ahılıda Giyim Kuşam
Ahılıda Batıl İnanışlar
Ahılıda Şiir
Ahılıda Türküler
Ahılıda Oyunlar
Ahılıda Kullanılan Atasözleri
Ahılıda Kullanılan Maniler
Ahılıda Kullanılan Kelimeler
Ahılıda Kullanılan Deyimler
Ahılıda Kullanılan Bilmeceler
Ahılıda Kullanılan Dua ve Beddualar yeni
AHILIDAKİ ODALAR
Ahilik
Ahi Evran Kimdir.
Ahi Birliklerinde Törenler
Ahilikte Görgü Kuralları
Ahilikte Temel İlkler
Ahilikte Eğitim
Fütüvvet
Gedik Teşkilatı
Kategori
Haberler
Resimler
Video
Yazılar
İstatistik
Bugün  Toplam 
 Tekil 65  110572 
 Online
 IP 54.166.181.191 
Takvim
Fütüvvet

FÜTÜVVET

Fütüvvet kelimesi Arapçadır. Tekil olarak “feta” kelimesi kanlı, yiğit, eli açık, gözü pek, iyi huylu kişi manasındadır. Fütüvve ise; eli açıklık, yiğitlik, gözü peklik, başkalarına yardım edicilik yani olgun kişilik anlamına gelir. Tasavvufta ise “ Ta’rifat” isimli eserde Halkı dünyada ve ahirette kendi nefsine yeğ görmek demektir. Ebu Bekir Verrak “feta, düşmanı olmayan kişidir” demektedir. M. Ali Tirmizi ise “Fütüvvet, kulun Allah için kendi nefsine düşman olmasıdır.” demektedir. Ahiliğin de Fütüvvet name olduğu söylense de İyi ahlakın, misafir severliğin, yardım severliğin ve sanatın birleşimi olan ahilik fütüvvetçilikten tamamıyla ayrı özelliktedir. Ahilik orijinaldir. Ahilik birden bire doğmamıştır. Türkistan’daki ticaret ve sanat yaşantısının gelişmişliği bilindiğine göre bu teşkilat Anadolu’ya gelmeden çok önce yaygın olduğuna işarettir. Arap âleminde eskiden beri fütüvvetten söz edildiği halde, Türklerin doğuda yaşadığı bölgelerde fütüvvet kelimesi hiç geçmemektedir. Buna karşılık oralarda yiğitlik, eli açıklık, misafir severlik anlamına gelen cihan mertlikten, sipahilerin meziyetlerinden söz edilmesi çok dikkate değer bir olaydır. Araplarda toplumun dertlerine çare olabilecek yaygın ve etkin bir kurum hiçbir zaman olmamıştır. 

Halife Nasır çok çalışmış ama oda böyle bir sonucu elde edememiştir. Sadece onların yaptığı şeyler, bir kamış içine konan taş ya da kurşun atmak demek olan bunduk atma ya da sapanla kuş avlama, ara sıra yapılan törenlerde fütüvvet giysisi olan şalvar giyme ve fütüvvet kadehinden içme gibi gösterişlerden öteye geçememiştir. Aslında şalvar giyme de, atlı nomad (göçebe) Türklerin buluşudur. Hâlbuki doğuda Gazneliler Türk devleti zamanında bile ahilerin nitelik ve meziyetlerine benzer iyi huy kurallarından söz edilmektedir. Kâbus namenin birçok başlıkları hemen hemen ahi fütüvvet namelerindeki konuların aynısıdır. Fütüvvet kelimesinin aşağı yukarı Türkçedeki karşılığı olan  “akı” kelimesi zamanla “ahi” biçimini almıştır. Anadolu’ya Malazgirt zaferinden sonra gelen 2. göçteki Türklerin büyük bir çoğunluğu şehirli esnaf, sanatkâr ve tüccar idi. Ahiliği Anadolu da bunlar kurmuştur. Bu gün milletler arası bir terim olan “çek” kelimesi Türkçe olup ilk kez Türkler kullanmıştır. Bu sebeple ahiliğin temeli her şeyden önce bir mesleğe ya da sanata dayanır. Yani bir kişinin ahi teşkilatına girebilmesi için bir sanat ya da bir melek sahibi olması zorunludur. Hâlbuki fütüvvetçiliğin bir meslek ya da sanatla bir ilgisi yoktur. 13. yüz yıl ortalarında ya da biraz sonra Anadolu’da Ahi Evren Şeyh Nasırüddin Ebu’l- Hakayık Mahmut b. Ahmet (1172–1261) tarafından kurulduğu bilinen ahi teşkilatı kendine hazırladığı fütüvvet nameyi tüzük kabul etmiştir. Sonradan 32 sanat ya da meslek koluna ayrılan ahi kuruluşları fütüvvet namelerinde, ahlaklı ve dini yaşantı şartlarını 740 olarak belirlemiştir. Bunlardan en gerekli olarak 124 tanesini her ahi teşkilatından, her sanat ya da meslek kolu kendileri için bir “pir” tanıyıp, sanatlarının ondan sürüp geldiği bir “sanat piri zinciri” benimsemişlerdir.  

AHİLİĞİN AMACI VE İLKELERİ:

Ahiliğin ilk amacı, anavatanlarından kopup gelerek yerli halkın başka dille konuştuğu, başka dine inandığı, başka gelenek ve göreneklere bağlı bulunduğu yeni vatanlarında yani Anadolu’da kendi sanat ve ticaretlerine yeni bir hayat alanı açma çabasıdır. Bunun için önce, bütün esnaf ve sanatkârları tek bir teşkilat içinde toplamak gerekiyordu. Sonra, bu birleştirilmiş teşkilatın üyeleri olan esnaf ve sanatkârlar, ahlaki, mesleki ve askeri bir eğitimden geçirilmeli idi. 

Sofilerde hırka giyme, Nasır fütüvvetçiliğinde fütüvvet şalvarı giyme ve fütüvvet kadehinden içme gibi törenlere karşılık ahilerde ana ilke, üyeleri sanat ve meslek içinde eğitmek, yetiştirmek olduğundan, ahiliğe girenler, önlük ya da kuşak (Şed) kuşatılırdı. Ahilik yolunda bilgi, ahlak, saygı ve zenginlik bakımlarından çok yücelmiş kişilere; Nizamüddin, şerefüddin, Fahrüddin, İhtiyarüddin gibi unvanlar verilir ve böyle kişiler ondan sonra hep o unvanla anılırdı. Yalnız tüccar, esnaf ve sanatkârlar değil, bilim adamları, hükümdarlar da bu teşkilata girebilirlerdi. Bir meslek ya da sanatı olmayan, halkın sırtından geçinen asalaklar ahiliğe alınmazlardı.

Ahi teşkilatına katılmış kişilere tezgâh başında sanat, zavilerde ahlak ve edep öğretmenin Müslümanlara has bir konu olarak gitmesi 17. yüzyıla dek uzamıştır. Osmanlı imparatorluğu gayri Müslimler üzerindeki egemenlik alanı büyüyüp geliştikçe sanat ve sanatkârlar çoğalıp sanat dalları arttıkça Müslüman ve Müslüman olmayan ayrımı daha uzun sürdürülememiş bunlar arasında ortak çalışma zorunluluğu doğmuştur. Ayrım gözetilmeden ve eski niteliğinden çok farklı yeni bir kuruluş 1712 yılında “gedik” kurulmuştur. Gedik tekelci bir anlayışa sahip olmaya başlamıştır. Gedik senedi denen senet çıkarılmıştır. Esnaflar bunun çalışır olmuşlar. 22 Mayıs 1860 günü sultan Abdülmecit’in buyruğu çıkmış. Bu buyruk hükmü, mülkiyet üzere elde bulundurulan gedikler hakkında kaleme alınan 17 Haziran 1861 günü tüzükle yürürlüğe konulduğundan, bu günden sonra sanat ve ticarette tekel yönetimi bırakılmış ve kaldırılmıştır. 

Ahilerde her sanat ve meslek, bir İslam büyüğünü, azizini, velisini kendilerine pir ve üstat tanır ama onlar bunu, batıdaki esnaf ve sanatkârların duydukları zorunluluk yani, korku ve kaygı ile başlatmamışlardır. Zaten ahiliği doğudaki ve batıdaki benzer kuruluşlardan ayıran en büyük değişiklik, din adamlarının da, devlet adamlarının da, 1727’de esnaf kuruluşlarının gedik haline gelmesine kadar ahiler üzerinde herhangi bir etkisi olmamasıdır.

Ahi teşkilatının üyeleri sanatında, mesleğinde eğitilmesi gerekli idi. Belgeler Anadolu’da ilk sanat kurumunun debbağlık yani deri işçiliğinin geliştiğini ve bunu başlatan kişinin yani sanat pirinin de Ahi Evren Nasırüddin Mahmut olduğu bilinir. Gerçekten deri işçiliği, at eğeri, kolan, kayış, ayakkabı, her tür sıvı ve kuru eşya konan tulumlar, torbalar, kovalar gibi şeyler önemli idi. Bugün naylonun değeri ne ise o günde derinin değeri aynı idi. Ahi zavilerinde üyeler hem sanatlarında, hem ahlaki yönlerinde, hem de dini konularda tam eğitilirdi.  Ahi babanın başkanlığında haftanın belirli günlerinde toplanılır. Burada peygamberimizin hayatına, ibadete, İslam kaidelerine dair eserler okunur, bilgiler verilir. Bu konuda fütüvvet namelerde “ kelam-ı kadim okuma, kısas-ı enbiya okuma, menakıbı-ı evliye okunurdu”. Zavilerde ayrıca toplu yaşama kaidelerinden 740’ı,  en aşağıdaki üyelere 124’ü öğretilirdi. Ayrıca 6 ana ahlak kaidesi iyice benimsetilirdi.  Bunlar ise, ahiliğin üç şeyi açık ve üç şeyi kapalı olmalıdır.

Kapalı olan üç şey;

1-    Elin ( hırsızlık, zorbalık kötülük etmemek için)

2-    Dilin (yalan, iftira, koğuculuk, dedi kodu, küfür hakaret etmemek için)

3-     Belin (yani uçkurun) (başkalarının namusuna, onuruna dokunmamak için)

Açık olan üç şey;

1-Eli açık olacak (düşkünlere yardım için)

2- kapısı açık olacak (misafirliğe ya da bir şey isteyenler için)

3- Sofrası açık olacak (yoksullara, muhtaçlara yemek yedirmek için) 

Ahiler kız çocuklarına da şu üç öğüdü verirler:

1-İşine dikkatli ol (ailenin evinin işini ihmal etme)

2-Aşına dikkatli ol ( iyi yemek pişir, idareli ol)

3-Eşine dikkatli ol ( kocana sahip olmayı bil) 

Ahi teşkilatına kadınlar üye olamazlar. O zaman Anadolu kadını kendisi ayrı bir teşkilat (Baciyan-ı Rum) yani Anadolu bacıları teşkilatı kuruldu. Bu kadın teşkilatları, savaş sırasında erkeklerle omuz omuza çarpıştılar ki bunlar, eski tarihimizin ”Ahiyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum” diye savaşlarda başarıları dillere destan olmuş dört savaşçı sınıftan biridirler. 

Ahilere bu zaviyelerde, yabandan gelmiş ya da yaşlı saygın misafirlere nasıl hizmet edileceği öğretilir, yemekten önce ve sonraları ellerin yıkanması için leğen, ibrik, havlu getirmek, su vermek, yemek pişirmek, ortalığı süpürmek, ocak, mum, kandil yakmak öğretilir.

Ahiler misafir ağırlama işinde son derece özenli ve cömert idiler. Ahi teşkilatının bulunduğu yere bir yabancı geldiği zaman gündüz, esnaftan para toplanır. Bununla gerekli yiyecek ve meyve alınır. Zaviyede görevli ahiler tarafından pişirilir ve birlikte yenirdi. Gençlere ata binmek, sürek avına çıkmak, ok atmak, silah kullanmak öğretilirdi. Hatta Osmanlıda 1361 lerden önce ordu gücü düşmana karşı koymaya yetmediğinde ahiler silahlarını, atlarını alıp savaşa katılırlardı. Ahilikte ana şart bir sanat ya da meslek sahibi olmaktır. Ahilere helal para kazanmak gerekmektedir. Bu hem vacip ve de hem sünnettir. Her kim ki meslek ya da sanatı yoksa ona fütüvvet değmez. Her ahinin 18 dirhem gümüş sermayesi ve bir işi olmalı, işsiz olmamalıdır. Köylerdeki köy odalarının dışında gençleri eğitmek maksadı ile yaran odaları kurulmuştur. Bu odalarda gençler her türlü konularda yetiştirilirdi. Yaşlılar çeşitli konularda sohbetler ederler. Kara Davut isimli kitap, peygamberler tarihi, ilmihal, siyer, Muhammedi ye, Ahmediye, Siretünnebi, Battal Gazi hikâyeleri okunur. Milli oyunlar oynanırdı. Bu odlar genelde bağ bahçe işleri biter, kışlık yiyecekler hazırlanır, harman hâsıl işleri biter ondan sonra yaren odları çalışırdı. Benim köyümde Ahılı da da bu odalar 1950 lere kadar yaşardı. Bu yaren odaları Hacı İbişin odası,  Omar kağan odası, Osman kağan odası, kağların odası, Hatıpların odası gibi isimlerle anılırdı. Bu odalarda dışarıdan gelen misafirle ağırlanır. Yemesi, içmesi sağlanır. Gece yatması sağlanır. Bayramlarda mahalle sakinleri burada toplanır ve bayramlaşma burada başlardı. 

Türklerin oluşturup geliştirdiği kuşkusuz olan ahilik, gençleri, yamaklık ve çıralık yaşlarında ele alarak önce atölyelerde, tezgâh başlarında mesleki beceri ve yetenek ve ahlaki davranışlarla süsleyip, zaviyelerde, her türlü davranışta, girişimde, aksaklık yapmayacak, beğeni ile karşılanacak terbiye ve olgunlukta yetiştirirlerdi. Bunun için mesleğe girmiş ahi adayı oda temizlemek, yemek pişirmek, bir toplantıda yerine göre yerlerinde konuşmak gibi durumlarda tam bir yetenek sahibi yapılır.

Bunlar için pir, yol ata, yol kardeşi tutma, belli sürelerle ve mesleğin bütün basamaklarından geçme yoluyla gence sanat ve meslek becerisi, ahlak ve terbiye öğretilir. Ustalık derecesi elde edilip bağımsız olarak dükkân, tezgâh sahibi olduğunda, kazanılan paranın hilesiz, aldatmacasız alın teri ile ve helalinden kazanılması gereği ve düşüncesi benimsetilir. 

Sanatkâr ya da meslek sahibi kişi her şeyden önce tuttuğu işin pirini yani ilk başlatan bir peygamber ya da ulu bir kişi olduğu inancındadır. Bu nedenle dükkânının, ya da atölyesinin duvarında iri harflerle yazılmış olan şu beyit yer alır. 

Her seher besmeleyle açılır dükkânımız. Hazreti…………….dir pirimiz üstadımız 

Nefsine hâkim olmak, iyi huylu olmak, Allah buyruklarına uymak, yasaklarından sakınmak, iyi kalpli, iyiliksever ve cömert olmak, misafiri sevmek ve misafir ağırlamak, din ve mezhep ayrıcalığı gözetmeksizin bütün insanlara karşı sevgi beslemek, hile etmemek, yalan söylememek, iftiradan ve dedikodudan sakınmak, birinin arkasından konuşmamak, hak ve adalet sever olmak, zulme, zalime ve haksızlığa karşı koymak, haklı güçsüzün hakkını güçlüden almaya yardım etmek ahiliğin ortak ilkeleridir.

AHİ TÖRE VE ŞARTLARI

Ahiliğe giren kişinin önce başı tıraş edilir. Tövbe ve telkin verilir. Ahdullah okunur. Taç, hırka ve şalvar giydirilir. Bir yol ata ve iki yol kardeş verilir. Kuşak (şed ya da peştamal) kuşatılır. Tuğ ve bayrak verilir. Seccade verilir, helva pişirilir. Bir birlerine lokma sunarlar ve bir şehirden başka bir şehre helva gönderilir. Böylece uzun yıllar eğitilip denendikten, törenlerden geçirildikten sonra kişi, en olgun bir Ahi durumuna gelmiş olur.

Ahiliğe ilk giren kişi talibdir. Sonra nimtariyk, daha sonra sahibi tariyk olur. Fütüvvet namelerde şu on iki sınıf halka şed bağlanmaz deniyor.

Şed bağlanamayanlar:

1-    Kâfirler.

2-    Münafıklar, iftiracılar, arkadan konuşucular.

3-    Remil atanlar, Müneccimler.

4-    Şarap içenler.

5-    Hamam dellakleri.

6-    Tellallar.

7-    Çulhalar.

8-    Kasaplar.

9-    Cerrahlar.

10- Avcılar.

11- Madrabazlar.

12- Amel darlar   

AHİLİKTE ÖNEMLİ AŞAMALAR VE RÜTBELER:

Bunlar, hemen hemen her fütüvvet namede değişik ve çok ayrıntılı iseler de burada ben birkaçına değineceğim.

PİR:

            Kimi kişilerin kendilerini önemli ve soylu kişilerden sayarak büyük dedelerinin, peygamber soyundan geldiğine bağlamaları bir gelenektir. Ama gerçekten bazı meslekler var ki bunları ilk yapan bir peygamberdir. Bir mesleği ilk defa yapan kişiye pir denir. Her sanat grubu, kutsal kitaplarda sanatları peygamberlerden, kendi sanatını yapanı pir kabul eder.

Sanatkâr peygamber ve sanatları şu şekilde sayılır.

Çiftçi: Hz. Âdem

Hallaç: Hz.Şit

Terzi ve yazıcı: Hz. İdris 

Marangoz ve Gemici: Hz. Nuh

Tüccar: Hz.Hud ve Hz. Muhammed 

Deveci: Hz. Salih

Sütçü ve Dülger: Hz. İbrahim 

Avcı: Hz. İsmail

Çoban: Hz. Musa ve Hz. İshak

Saatçi: Hz. Yusuf

Ekmekçi: Hz. Zülkif

Tarihçi: Hz. Lut

Bağcı: Hz. Üzeyir

Çulhacı: Hz. İlyas

Zıhçı: Hz. Davut

Hekim: Hz. Lokman 

Balıkçı: Hz. Yunus

Seyyah: Hz. İsa 

 Peygamber haricinde sayılan pir ve sanatları ise;

Çulhalar: Ebu Nasr Abdullah 

Kasaplar: Ebu’l Muhsin

Ekmekçiler: Ömer-i Berberi

Bakkallar, Manavlar: Adiy b. Abdullah

Sakalar: Selman-ı Kufi

Sünnetçiler: Ubeyd-ı Mısri

Natırlar: Muhsin İbn-i Abdullah

Hamamcılar: Mansur İbn-i Kasım-ı Bağdadi

Debbağlar: Ahi Evren 

Terziler: Davut İbn-i Abdurrahman Berberi 

Okçular: Ebu Said

Hafızlar: Akıyla

Muarrifler (protokolcüler): Mansur İbn-i Abdullah

Şairler: Hassan İbn-Sabit

Hub nefesler: Ebu Habib Muhyiddin 

İğneciler: Ebu’l- Kasım Mübarek

Nalbantlar: Ebu Süleyman İbn-i Kasım

Kuyumcular: Uasır İbn-i Abdullah

Helvacılar: Hasan Basri

Atarlar: Hüsam İbn-i Abdullah-ı Kufi

Kazzazlar: Abdullah İbn-i Cafer-i Tayyar

Tacirler: Said İbn-i Ebu Ubeyd’e

Paşmakçılar: Muhammed İbn-i Ekber-i Yemeni

Saraçlar: Ebu Nasr İbn-i Haşimiyyi Bağdadi

Pembe duzlar (Pamuklu dikiciler) : Ammar İbn-i Yasir

Kılıççılar: Esir-i Hindi

Bıçakçılar: Ebu’l Feth İbn-i Abdullah

Hayme duzlar (Çadırcılar) : Nasr İbn-i Abdullah el- Mekki

Ferraşlar ( Döşemeciler) :Nasriyyi Hindi

Siper duzlar (Siperciler): Hasan-ı Kattal

Çavuşlar: İmran-ı Hüzai

Balıkçılar: Nasrullah Semmak 

Cerrahlar: Ebu Ubeyd’e b. Cerrah

Neccarlar (Marangozlar): Ebu’l-Kasım Abdulvahidi

Çıkrıkçılar: Abdullah Habib-i Neccar

Taşçılar: Kasım İbn-i Nasrullah

Okçular (Ok atıcılar) : Saad b. Ebu Vak kas

Yapıcılar: Ebu Muhammed İbn-i İmran el-Kavsi

Boyacılar: Ömer İbn-i Abdullah-ı Sebbağ

Kirişçiler: Ömer İbn-i Nasr el-Vesari

Bardakçılar: Abdülfahhar el-Medeni

Çiftçiler: Gıyas el- Harrani

Bahçıvanlar: Ebu Zeyd Baba Reten-i Hindi 

Börekçiler: Varaka

Hurda furuşlar (hurdacılar): Avn İbn-i İmran

Çobanlar: Ebu Şarib-i Ira ki

Del lallar: Tayfur-u Mekki

Dökmeciler: Vaidullah el-Basri 

Sabuncular: Ahmet İbn-i Abdullah

Şerbetçiler: Muhammed İbn-i Abdullah 

Bunlardan başka On Yedi kemer beste ve piri oldukları esnaf taifesi de şunlardır. 

1-    Selman-ı Farisi = Berber

2-     Ömer İbn-i Ümeyye = peyk

3-    Bilal-i Habeşi = Müezzin 

4-    Büride-i Eslemi = Sancaktar 

5-    Zunnun-u Mısri = Tabip 

6-    Suheyb-i Rumi = Ahi

7-    Hasan-ı Basri = şeyh 

8-    Kanber = Seyis

9-    Kumeyl İbn-i Ziyad = Bazı Şeyh

10- Abdullah İbn-i Abbas = Tefsirci

11- Malik el-Eşter = Beyler, Silahtarlar

12-  Cabir-i Ensari Nakıyb

13- Muhammed b. Ebu Bekir = Mimar

14- Cömert Kasap = Kasap

15-  Ebu Zer-i Gıfari = Palan duzlar ( Palancılar)

16- Ebu Derda = Riyazet ehli

17-  Ebu Ubeyd’e = Reis    

ŞED, PEŞTAMAL BAĞLAMA

Ahiliğe girene kuşak ya da peştamal bağlanır, şalvar giydirilir. Şedde “vefa şeddi” denir. İlk defa Cebrail Aleyhisselam Hz. Âdem peygambere kuşatmış ve “ bu kuşağa şeddi vefa” denir. Beline kuşatıyorum ki sözünde durasın, şeytana uymayasın, her zaman ona düşman olasın, dünyaya meyil etmesin. Allah’ın kaza ve kaderine sabredesin. Nereye gidersen bu tuğ yanında bulunsun. Allah’ın bunda hikmeti vardır. Hz. Âdem’i hilafet secdesine oturttu ve cennet ırmaklarından biraz süt, biraz bal alıp helva yaptı. Bir kaba koyup Hz. Âdem’e götürdü. Hacerül esved üzerine koyup Hz. Âdem’e tike (lokma ) sundu. Hz. Âdem o helvadan yedi ve Havva validemiz için nasip alıkoydu.     

ÇIRAK ÇIKARMA:

            Bu konuda çıraklarla ustaları ve şeyhleri arasında, Nakıyb denilen aracılar kılavuzluk etmektedirler. Buna ait törenler çok ayrıntılı ve uzundur. Nakiplik, Ahiliğin sorumluluğu en çok olan bir rütbe ve mertebedir. Nakibin üstünde “nakıkbün nukaba” vardır.

Nakıyb ün nukaba olmak için şu yedi kişilere hizmet etmiş olmak gerekir.

1-    Hükümdar ve Meliklere, Emirlere, Vezirlere, Kalem erbabına

2-    Ulemaya, kadılara, müftülere, müderrislere ve vaizlere.

3-    Meşayih ve fukaraya

4-    Yedirip içiren zenginlere.

5-    Ağalara, zengin çiftlik ağlarına.

6-    Ticaret ehline

7-    Esnaf ve sanatkârlara.

Bunların ayrı ayrı gelenek, görenek ve töreleri vardır. Nakıyb ün nukaba, bunların hepsini bilmeli, onların durumlarına ve gidişlerine vakıf olmalıdır. Nakıyb ün nükabanın üstünde Ahi vardır. Ahi, halife gibidir. Şeyhin kaim makamı yani vekilidir. Ama seccade sahibi değildir. Ahinin ve halifenin üstünde şeyh vardır. Şeyh, kendi taifesi içerisinde seccade sahibidir. Şeyhin üstünde “ şeyh üş-süyuh” (Şeyhlerin Şeyhi) vardır. Ahilikteki bu dereceleri Çobanoğlu fütüvvet namesinde şöyle özetliyor. “Bilki ey iman ehli kardeşler yiğitlik ve ahilik ve şeyhlik üçü birdir. Yiğitlik heves eylemektir. Ahilik başlamaktır. Şeyhlik tamam eylemektir. Yiğitlik, sakal gelmektir. Ahilik, sakala ak düşmektir. Şeyhlik, tamam pir olmaktır. Yiğitlik, müminler yolun almaktır. Ahilik, evliya yolu almaktır. Şeyhlik, peygamberler dirliğin dirlemektir. Ve dahi yiğitlik, şeriattır. Ahilik, tarikattır. Şeyhlik, hakikattir. Yiğitlik, yola girmeye niyet etmektir. Ahilik, yola girip gitmektir. Şeyhlik, menzile varmaktır. Yiğitlik, ana rahminden doğmaktır. Ahilik, dünyada dirilmektir. Şeyhlik, imanla ölmektir.”

Şu hususların yiğidi Yiğitlikten, ahiyi ahilikten, şeyhi şeyhlikten çıkaracağı, cennetlik kişiyi cehennemlik kılacağı ahiliğin kaidelerindendir;

1-     Şarap içen.

2-    Zina eden

3-    Livata (oğlancı) eden

4-    Gammazlık, dedi kodu, iftira eden.

5-    Münafıklık eden (İnsanları bir birine düşüren)

6-    Gururlanan, büyüklük taslayan, insanları küçük gören.

7-     Acımasız ve sert olanlar

8-    Kıskanç ve çekemez kişiler.

9-    Kin tutan, affetmeyenler.

10-  Söz verip sözünde durmayanlar.

11- Yalancılar.

12- Hainler, iyiliğe kötülükle karşılık verenler.

13- Emin olmayan, emanete hıyanet eden kişiler.

14- Kadınlara şehvetle bakanlar

15- Kişinin ayıbını örtmeyen, yüzüne vuran kişiler.

16- Cimri olan, gerektiğinde başkasına yardım etmeyenler.

17-  koğucular, laf getirip götürenler, kişilerin arkasından kötü konuşanlar.

18- Hırsızlık edenler.

19-  Adamı öldürenler.

Ahi zaviyelerinin üyeleri Dokuz sınıftır. Bunlar;

 

1-    Yiğitler: Bunlar en alt sınıf idiler.

2-     Ahiler: Bunlar altı bölük idiler. İlk üç bölüğe “Ashabı-ı tariyk” yani yola girmiş kişiler, diğer bölüklere de Nakıyb ler denir.

3-     Halifeler: Bunlar sahibi seccade değillerdi. Yani bir tür yönetim koltuğu diyebileceğimiz minder sahibi olmadıklarından, bağımsız olarak zaviye işlerinde söz sahibi değillerdi. Bunlar sonraki iki sınıfın buyruklarını uygularlardı

4-     Şeyhler: Bunlar kendilerinin altındaki yedi bölüğün başkanıdırlar

5-     Şeyh ül-meşayihler: Bunlar şeyhlerin ve bütün zaviyenin başkanıdır. Bunlar ahi babalardır.       

AHİLERİN KILIK KIYAFETLERİ

            Osmanlı’da her grubun kendine özgü bir kılık kıyafeti olduğu gibi Ahilerin de kendilerine has bir kılık kıyafetleri mevcuttur. Ahi gençlerinin üzerinde şalvardan başka abadan bir palto, ayaklarında mest vardır. Bellerine kemer bağlarlar. Bu kemere bir metreden daha uzun bir saldırma asarlar. Başlarında Yetmiş santim uzunluğunda, iki parmak genişliğinde bir taylasan ( başa sarılan şal gibi sarık)  vardır. Bunlar, zaviyelerde başlarından çıkarıp önlerine korlar, o zamanda başlarında bir takke bulunur. Ahiler ipek elbise giyemezler. Giydikleri donlar kısa ve çok temizdir. Sarıkları yedi ya da dokuz arşın ( bir arşın 68 santim) idi. Altın yüzük takmazlar. Silah ile eğitilen üyelerinin elbiseleri zamana uygundur. Sarı ve kırmızı renk beğenilmez. Hiçbir peygamber kızıl ve sarı giymemiştir. Bunlar firavunun donudur derler. Gök, ak, kara ve yeşil renk ahilerin sevdikleri renklerdir. Yeşil renk, müderris, kadı ve hükümdar sınıfındakilerin rengidir. Ak renk kalem erbabının, hafızların rengidir. Kara renk ise; ahilik basamağında daha yetişmemiş yiğitlere has renktir.

            İbn-i Batu ta, Ahi zaviyelerindeki toplantılarda, tepelerinde 2 parmak eninde bir arşın uzunluğunda taylasan olan ak yünden külah, sırtlarında sof cübbe ayaklarında mest olduğunu, yerlerine oturunca külahlarını çıkarıp önlerine koyduklarını söylüyor.

            Ahilerde her çeşit sanat sınıfının bir davulu, bir sancağı ve bir borusu vardır. Ahi zaviyelerine kabul olunanlar ahi terbiyesini, okuyarak, dinleyerek, kardeşlerle, öğretmen, ahiler ve pirlerle birlikte yaşayarak alırlardı. Silah bilgisini her ahi alamazdı.

Silah bilgisini ve sporu öğrenmek için üç şart vardı. Bunlar ise;

1-    Ahi görmek.

2-     Şeyh görmek.

3-    Genci yani bir adayı eğitmiş ve yetiştirmiş olmak gerekli idi.

Çobanoğlu fütüvvet namesine göre bir çırağın bilmesi gerekenler şunlardır;

1-    Fütüvvet namelerde okunan şartlardan 124 üne uymak.

2-     Ahisinin bütün sözlerini benimsemek

3-    Malını ve canını ahisi yoluna harcamak. Keskin olarak hüner ya da sanat sahibi olmak.  

4-    Her hafta elbisesini yıkamak, temiz elbise giymek.

5-     Ahiden çerağ almak, Ahiye saçını kestirmek ve alnını yolmak.

6-     Ocak adına belini bağlamak.

7-     Güzel huyu ile kendisini şehir halkına tanıtmak, “ ol şehir halkı tanıklık vereler ki, bu yiğit, ol ahi yoluna laiktir.”

8-    Kadı katında er aşkına çerağ yakmak ve ekmek yedirmek.

            Ahilikteki kuşak bağlama ile Osmanlıdaki kılıç kuşanma hemen hemen aynıdır. Anadolu’daki gelin giden kızın beline babasının, o yoksa ailenin en büyük erkeği tarafından özel bir törenle bağlanan kuşak ve bu sırada verilen öğütler ahi törenlerinin aynısıdır. Kızın beline kuşak yedi kez bağlanır.

            Ahilikte kuşağın Yedi adı, yedi bağlanması, yedi açması, yedi tılsımı, yedi türlü götürmesi vardır. Bu sayılar ocağın simgesindendir. Bu simgeler yedi yıldızdan, yedi yerden, bencilliğin yedi başında, yedi yönde, yedi farzdan kinayedir. Ahi öğretmenleri yedi kez kuşak bağlama ve açmanın anlamını öğrencilere şöyle açıklıyor. Ahi, cimrilik kapısını bağlaya, cömertlik kapısını aça. Lezzet kapısını bağlaya, çile (riyazet) kapısını aça. Halktan umut kapısını bağlaya, haktan yana aça. Anlamsız söz söyleme kapısını bağlaya, doğruluk ve iyi kulluk kapısını aça. Şeytan işi kapısını bağlaya, doğruluk kapısını aça.

ESNAF KURULLARI VE TOPLANTILARI

            Esnaf kurulları beştir:

1-    Yönetim Kurulu.

2-     Büyük kurul (Kâhyalar kurulu)

3-     Olağan yıllık toplantı (Şölen toplantısı)

4-    Yıllık genel toplantı (Üç günler toplantısı)

5-    Olağanüstü toplantı (Memleket toplantısı)  

Yönetim Kurulu:

            Bu kurul, her hicret yılı ayının ilk ve üçüncü Cuma günü toplanır. Yani ayda 2 defa toplanır. Bu toplantı mütevelli başkanlığında toplanır. Mütevelli on beş günlük esnaf arasındaki olayları ve bilgileri açıklar. Bu toplantıda görüşülecek konuları ortaya atar. Mütevelli sandıktan ödünç para isteyenlerin adlarını bunlarla ilgili gerekli soruşturmanın yapılmasını, ödünç para alacak olanın mali durumu, dükkânı, sanatı hakkında bilgi, parayı nereye kullanacağının anlaşılması, ödeme gücünü öğrenmek üzere kuruldan iki üye görevlendirir. Esnafa duyurulması gereken konular duyurulur. Büyük kurula götürülecek bir konu varsa onu, büyük kurula üye bulunması sıfatıyla hazır bulunan mütevelliye söylerler.

Büyük kurul ( kâhyalar kurulu):

            Bu kurul 24 esnafın mütevellilerinden oluşur. Her hicri yıl ayının sonuncu Cuma günü toplanır. İçlerinden birini hayatı boyunda başkan(kâhyalar başkanı) seçerler.  Seçim sırasında müftü ve şer’iye hâkimi de hazır bulunur. Hangi esnafın mütevellisi kâhya seçilirse kurul sonraki toplantısını o esnafın çarşısındaki zaviyede toplanır. Bu kurul esnafın mütevelli heyetlerinden gelen konularını görüşerek karara bağlar. Hükümet ile esnaf arasındaki bilgi alış verişini, problemleri çözer.

Ziyaret toplantısı:

            Memleketin her yerindeki esnaf ve sanatkârların, yılın belli bir gününde eğlence yerine gidip eğlenmeleri geleneksel bir töre idi. Sadece çiftçilerden oluşan köylerde dahi, köylüler ürünlerini, hasat ve harman ettikten sonra, yılın yorgunluğunu gidermek için, sonbaharda, gençler ve yaşlılar ayrı ayrı toplanarak piknik alanına gidilir, eğlenirler, çeşitli yemekler yerler ve yılın yorgunluğunu giderirlerdi.

Üç Günler (Yıllık Genel Toplantı):

            Yılda bir kez olarak yapılır ve üç gün üç gece sürerdi. Toplantı 15 gün öncesinden duyurulur. Toplantıyı kâhyalar kurulu düzenler ve yönetir. 24 esnafın hepsi katılır. Memleketin bilim ve din adamları, ileri gelenleri, öğretmenler, her mahallenin ihtiyar kurulları, köylerin ileri gelenleri özel olarak çağrılır, memleketin bütün yoksulları katılırdı. Çağrılanların hepsi ve esnafın kalfa, çırak ve yamakları akşam evlerine dönerler. Esnaftan birçokları geceleri de odalarda vakit geçirir. Köylerden gelenler, kâhyaların, üstatların, zenginlerin evlerinde misafir edilir. Bu üç gece üç gündüz sürerdi.

Olağanüstü toplantı:

            Gerektiği zaman yapılır. Toplantı yerleri kâhyalar daireleridir. Remi makamlarca halkın dayanmasının üstünde bir vergi konulduğu, ya da esnaf arasında olağan yöntemlere aykırı bir işlem yapıldığı ya da kâhyalar kurulunun kesinlik kazanan kararlarının uygulanmasına engel olunduğu sıralarda, kâhyalar kurulu toplanıp, her esnafın üstatlarından üçer kişi çağırarak durumu incelerler. Görüş birliği sağlanırsa kâhya başına öteki kâhya ve iki üstat katılarak şer’iye hâkimine ve en büyük hükümet yetkilisine yollanır. Kâhya başı, alınan kararı bildirir, memleket ve yoksullar hakkında hükümetin acıması ve adaleti, esnaf haklarına saygı, halkın incitilmemesini dileyerek “ Millet ve hükümet bir kuşun iki kanadına benzer. Bunlar bir biri ile yaşar. Milletsiz hükümet, hükümetsiz millet olmaz. Bir elinizde milleti, ötekinde devleti tutunuz. Esnafın kararı kesindir, bundan dönmez” diyerek geri döner ve durumu anlatır. Hükümetle anlaşma olursa toplantıya son verilir, uyuşulmazsa ertesi günü “memleket toplantısı” yapılır.

Memleket toplantısı:

Bu toplantıda kâhyalar ve bütün üstatlar, memleketin ileri gelenleri, bilginleri, zenginleri, ilan yoluyla çağrılır. Hâkim ve müftüye de davetçi gönderilir. Müftü gelir, hâkim gelmezse, kâhyalar kurulu başkanı, toplantı sebebini, esnaf toplantısının kararını, hükümetin cevabını ve uzlaşmaya çalışıldığı halde hükümetin yanaşmadığını açıklar ve halkoyuna başvurur. Eğer toplantıya katılanlar, kâhyalar kurulunun kararını beğenirse, bilginler başkanı (reis ül-ulema) kürsüye çıkarak  “küçüğümüze merhamet ve şefkat, büyüğümüze saygı gösterip ululamayanlar bizden değildir” anlamındaki peygamberimizin hadisini okuduktan, padişaha itaat ve sadakat gereğini açıkladıktan sonra, kasabadaki hükümet temsilcisinin zulmüne karşı susmanın şeraite uygun olmadığını bildirir. Hükümet temsilcisi durumunu değiştirmez ise padişaha başvurulacağı açıklanır.                                                                                                                                                                                    

Esnaf sandığı:

            Esnaf sandığı isminde bir yardım sandığı mutlaka bulunurdu. Kethüda, yiğit başı ile ihtiyarların gözetimi ve sorumluğu altında bulunan bu sandığın sermayesi, esnafın bağışları ile, çıraklıktan kalfalığa ve kalfalıktan ustalığa yükselenler için ustaları tarafından verilen paralardan ve haftada ya da ayda bir esnafın mali gücüne göre toplanan paralardan birikirdi. Her sınıf esnafın sandığında altı kese bulunurdu.                                                                                                                                                                     Bunlar;                                                                                                                                                                   1-       Keseler:

a-    Atlas kese: Esnaf vakfına ait her türlü hüccet ve yazışma evrakı bu kese içinde saklanır.

b-     Yeşil kese: Esnafa ait vakıf gelirlerinin senetleri ve tapuları bunun içinde saklanır.

c-     Örme kese: Vakıf paralarının konmasına ve saklanmasına aittir.

d-     Kırmızı kese: Esnafa borç verilen paraların senetleri bunun içinde saklanır.

e-     Ak kese: Her tür gider evrakı ile onaylanmış yıl hesapları bundadır.

f-      Kara kese: Geri alınması imkânsız paraların senetleri ile bu gibi şeyler bu kesenin içinde saklanır. 

2-  Sandığın belli başlı gelirleri: Kira gelirleri, vakıf paraları, vasiyet, hibe, duhuliye ve bağışlar                    3-  Sandığın giderleri: Onarım giderleri, vergiler, yoksul esnafa yardım, bilginlere ve yoksul din adamlarına yardım.  Görevlilere aylık ya da yıllık, sebil ve benzeri giderler.

Esnaf teşkilatı ve mesleki törenler:

Her esnaf grubu, “harici” yani çeşitli sebeplerle işten ayrılmış olanlar ve “dâhili” yani fiilen meslekte çalışanlar olmak üzere iki sınıfa ayrılır.

1-    Hariciler (fiilen çalışmayanlar): Emekliler, düşkünler ve sakatlardır.

a-  Emekliler:

Esnafın yaşlı üstatlarından olup, dükkâna gidip gelemeyenlerdir. Bunların sermayesi müsait olanlar, kalfalar eliyle yine dükkânlarının işini yürütürler

b-Düşkünler:

Bunlar da esnaf üstatlarındandır. Kalfaları ile yürütülecek dükkânları da yoktur. Bunlardan yardıma muhtaç olanlara para, ekmek, kömür gibi şeyler sandıktan verilir

c- Sakatlar:

Esnafın hangi derecesinde olursa olsunlar, hangi bir arıza ya da tedavisi kabil olmayan bir hastalığa uğrayanlardır. Bunlara esnaf sandığından yardım edildiği gibi, esnaf üstatları ve kalfaları tarafından da ayrıca yardım edilir.

2-    Dâhililer (fiilen çalışanlar): Yamak, çırak, kalfa ve ustalardır.

a- Yamak:  

Bir esnafa yamak alınmak için, on yaşından aşağı olmak ve işe devamı, babası ya da velisi tarafından sağlanmak gerektir.

b- Çırak:

İki yıl parasız ve düzenli olarak yamaklık eden, çıraklığa yükselir. Bu yükseliş bir törenle yapılır. Şöyle ki, çırak olacak gencin dükkân ustası, kalfaları, velisi, esnaf başkanının mekânında sabah namazından sonra toplanırlar. Üstat, çırağın işe bağlılığını ve becerisini anlatır. Velisi tarafından esnaf vakfına bir bakır kap ya da hiç olmasa bir bakır kepçe verilir ve bu kabın yerine “….esnafın vakfıdır” sözü kazınır. Başkan çocuğun sırtını sıvazlar, namaza ve dükkâna devamı, ustaya, kalfaya, anaya, babaya saygı ve bağlılığı ve yalan söylememeyi öğütler ve kendisine ustası tarafından verilmek üzere uygun bir haftalık ücret keser. Bu ücretin iki haftalığı, usta tarafından esnaf sandığına yatırılır.

c-  Kalfa:

Üç yıl çırak olarak hizmet eden gencin, kalfalığa yükseltilmesi daha parlak bir törenle zaviye odasında yapılır. Törende zaviye kurulu tamamen hazır bulunur. Esnafın başka üstatları da davet edilir. Kalfaların en kıdemlisi, hizmet ve rehberlik görevini yerine getirir. Kalfalığa yükseltilecek genç o gün, o esnafa ait elbiseyi ilk kez giyer. Kendi ustası ile üç usta iyi ahlaklı olduğuna şahitlik ederler. Orada bulunan velisi de kendisinden memnun olduğunu bildirir. Orada bulunan bir hoca aşır okur ve dua eder, ölmüş, gelmiş, geçmişler ruhuna fatiha okurlar. Bundan sonra herkes ayağa kalkar, başkan peştamal(şed) kuşatır ve kendisine sanat ve ticaret hakkında gerekli öğütler verir. Yeni kalfa üstadın ve büyüklerin elini öperek törene son verilir

d- Üstat:

Ustalığa yükselmek için kalfanın üç yıl kalfalık yapması, bu süre içerisinde kendisinden hiç yakınılmamış olunması, kendisine verilen görevleri özenle, özellikle çırak yetiştirme konusunda titiz davranması, öteki kalfalarla iyi geçinmesi, sanatına bağlı olması, müşterilere karşı tutumu, özellikle ayrı dükkân yönetip yönetememesi üzerinde iyi kanaat vermiş, sermaye durumu uygun olması(ayrı dükkân açacaksa)  konuları kesinleştikten sonra törenle üstat yapılır. Üstatlık törenleri ilkbaharda yapılır. Üstatlığa değerli görülen kalfaya en az Otuz gün önce kabul kararı bildirilir ve dükkân bulmasına izin verilir. Dükkân bulduğunu, kendi ustası aracılığı ile kâhyaya bildirir ve tören günü kararlaştırılır. Törende esnafın dâhili ve harici üstatları, diğer bütün esnafın kâhyaları,  memleketin müftüsü ile kadısı, ulu camiin hatibi ve imamları çağrılır. Kâhya zaviyesinde esnaf kâhyaları ve üstatlar iki sıralı bir çember oluştururlar. Ön sırada kâhya ve onların arkasında üstatlar oturur. Çemberin ortasına yerleştirilen yuvarlak bir sedir üzerinde de kâhyaların en yaşlısı ile müftü ve kadılar oturur. Üstat olacak kalfa, sağında kâhyası, solunda ustası olduğu halde meclise girerler. Oradakileri selamlarlar, müftünün işareti üzerine imam bir aşır okuyarak toplantı açılmış olur. Müftü, ticaret, sanat ve çalışma üzerinde bazı ayetler, kadı da buna benzer konuda birkaç hadis okuyup manaların açıklarlar. Toplantıya başkanlık eden kâhya ayağa kalkıp asasına dayanır, yeni üstadı önüne çağırıp karşısına alır. Peygamberlerin hangisinin hangi sanatın piri olduğunu söyleyip esnafın silsilesini pirine dek çıkardıktan sonra ticarette doğruluk, sadıklık, esnafa, müşteriye saygı gereğinden, malına hile karıştırmamak ve malındaki ayıp ve noksanı satıştan önce alıcıya bildirmek, kimsenin zararına çalışmamak gerektiğini anlatır ve öğütler.  Padişaha itaat, bilginlere saygı, halka şefkat ve merhamet, küçüklere sevgi, kimseye eziyet etmemeyi, kalfa ve çıraklarına çocukları gibi bakmayı öğütleyerek sözlerini bitirir. Bundan sonra adayın üstadı söze başlayarak kendisi, üstat yetiştirmek gayesi ile, içtenlikle elinden geldiğince çalıştığını ve Allah’ın yardımı ile bunu başardığını, yeni üstadın her halinden memnun olduğunu, üstat olabilecek özelliklerin varlığına Allah için şahitlik ve kalfadan (yeni üstat) helallik ister. Ancak bugün toplantıda konuşabilmek yetkisini alan yeni üstadın da kendisinin bir hakkı olmadığını bildirince üstadı kalfanın arkasını sıvayarak “ taşı tut altın olsun, iki cihanda yüzün gülsün, tuttuğun işten hayır gör. Geçenler, erenler, pirler daima yardımcın olsun. Allah rızkını bol versin, yoksulluk göstermesin, acı çektirmesin. Bilginlerin dediklerini, kâhyaların öğütlerini ve sözlerini tutmazsan, ana, baba, hoca, usta hakkını gözetmezsen, halka zulüm edersen, kâfir ve yetim hakkını alırsan yirmi tırnağım ahirette boynuna çengel olsun” diyerek belindeki kalfalık peştamalını çıkarıp eliyle ustalık peştamalını kuşatır. Bundan sonra dua edilir, üstat birer birer oradaki büyüklerin ellerini öper duaların alarak aradan ayrılır. Üstatlar zaviyesine dek iki sıra oluşturan kalfa, çırak ve yamakların arasından geçer. Oradan ustalar zaviyesine gider. Orada daha önceden varıp yalnız olarak kendisini bekleyen ustasına yetişerek elini öper. Bundan sonra kutlamalar başlar. Kâhya, o günkü toplantının başkanı, öteki kâhyalar ve kalfaların kıdemlilerinden çıraklardan iki, yamaklardan bir kişi sırayla gelip ustayı ve yeni ustayı kutlarlar. Bundan sonra müftü ve kadılara ait minder serilerek kollarına ikişer usta geçtiği ve önlerinde bir kâhya kollarında dört usta ve arkalarında on kalfa ve beş çırak bulunduğu ve önde esnafın sancağı alışılmış törenle taşındığı bir alay oluşturularak müftü ve kadı kutlamaya gelir. Bilginler saygı dolaysıyla zaviyedekiler dışarı çıkıp onları karşılarlar. Getirip yerlerine oturturlar kahve, şerbet ve yalnız müftü ve kadıya çubuk (pipo) verilir. Tören bittiğinde herkes zaviyede ustalardan sonra, sırasıyla kalfalar, çıraklar, yamaklar kutlarlar.

Fütüvvetin şartları:

Vefa, doğruluk, güven, eli açıklık, alçak gönüllülük, dostlara öğüt vericilik, tövbe, gücü yeterken bağışlamak ve alçak gönüllü olmak, yoksulken eli açık olmak, bir sanat sahibi olmak fütüvvetin genel şartlarındandır. Şed bağlanırken fütüvvet yoluna girenin beli ve midesi haramdan, dili iftira ve gereksiz sözlerden, gözü, gördüğü görmediği kulağı, duyduğu duymadığı şeylerden, eli halkı incitmekten, ayağı Allah buyruğuna aykırı yerlere gitmekten, gönlü hırs ve kötülükten bağlanır. Şarap içen, erkek ve kadınla zina işleyen, yalan söyleyen, koğuculuk eden, hile yapan, iftirada bulunan fütüvvetten düşer. Fütüvvet üçtür. Kavli, şürbi ve Seyfi’dir.

Fütüvvet ehlinin rütbeleri:

1- Beyt:

Sanatları bir olan fütüvvet erbabı. Bunlar, bir sanatla öteki fütüvvet erbabından ayrılırlar.

2- Hızb:

Bir kişiye bağlı olanlar. Hızb la beyt arasında şu ayrılık vardır; Hızb beyte dâhildir, batnın kabilede dâhil olduğu gibi.

3- Nispet:

Bu aynen doğum nispetine benzer. Bir büyüğe olan manevi bağlılıktır.

4- Kebir:

Ya doğrudan doğruya kendisinden, ya da vekilinden şerbet içilen kişi. Bu kişi doğumdaki baba gibi olduğundan ona baba, kendisinden şerbet içenlere evlat denir. Kebire, şeyh, kaid, eb, re’selhızb de denir 

5- Zalim:

Fütüvvetçilerin kendisine uydukları büyük, bunun her zaman fütüvvetçilere öğüt vermesi, fütüvvetin erdemlerini, şartlarını öğretmesi ve onları yetiştirmesi gerekir.

6- Ced:

Kebirin (büyüğün) kebirine denir.

7- Refiyk:

Bir birine bağlı iki kişi. Bir babaya ya da dedeye mensup topluluğa da Refiyk denir.

8- Müsail:

Kardeş gibidir. Yani birisinin babasından şerbet içen, o kişiyle, o da biriyle Müsail olur. Bunlara “bedil” de denir. Cedlerinin sayısı bakımından bir birine eşit olanlara da Müsail denir. Bunlar amcaoğulları gibidirler. Müsail refikten daha özeldir.

9- Diger:

Fütüvvete girmemiş kişiye denir. Hiç kimse adına şerbet içmemişle fütüvveti batıl olandan şerbet içmiş olan bu konuda aynıdır. İkisine de Diger derler.

10- Değiş:

Fütüvvet ehlinden olduğu halde sonradan durumu değişen kişiye denir.

11- Nakıyl:

Aslan baba ya da cedden intikal edene denirse de şimdilerde batıla dönen kişiye denmektedir. Bir beytten (evden)  bir beyte geçmek caiz olduğu gibi, bir hızbdan bir hızba, kebirden cedde de intikal caizdir. Geçiş hakka olabildiği gibi batıla da olabilir.

12- Vekil:

Kebirin, caiz bir işin görülmesini kendisine verdiği kişi. Vekilin o işe yetkisi olması, akıl ve bilgide ileri derecede bulunması fütüvvet ehlinin en olgunu olması gereklidir. Vekâlet, genel ve özel olabilir. Kebir birisine şed bağlaması için birisini vekil edebileceği gibi, filan benim yerime bakacak diye birisini her konuda kendisine vekil verebilir. Bu durumda vekil, bütün fütüvvet işlerini kebir adına görebilir.

13- Nakıyb:

Fütüvvet ehlinin bütün işlerini görmek için Zaim tarafından atanan kişidir. Nakıyb, fütüvvet ehliyle Zaim arasında aracıdır

14- Şed bağlamak:

Fütüvvete giriş ve fütüvvet ehli arasına katılıştır. Kendisine, beline bağlamak üzere bir şey verilen kişiye “meşdud” denir. Bu imtihan derecesidir. Bu devrede de bağlılığı belli olanı tekmil ederler. Bele bağlamak için, zünnara benzememek şartıyla ne verilirse olur.

15-Tekmil:

Şalvar ya da silah demektir. Bu şedden önce de olabilir, şedden sonra da, kebir onda yetenek görürse kendisine şalvar ya da silah verilir. 

16- Şerbet içmek:

Suya atılan tuzdan oluşan tuzlu suyu içmektir. Birisinin adına içer ve ona mensup olur. Böylece hızblarla beytler arasında yakınlık oluşur ve bu tören ihvanın yakınlığını sağlar. Yani şerbet içen, fütüvvet ehliyle ihvan (kardeş) olur

17- Muhazara:

Şerbet içmede fütüvvet ehlinin bulunanına denir.

18- İçtima:

İhvanın kalplerinin birleşmesi için bir oturumda toplanmalarıdır

19- Hakle:

Birisinden öbürünün adına geçiştir. Yani bir uluyu bırakıp bir başka kebiri (uluyu) ata ve ulu tanıyıştır.

20- Ta’bir:

Babadan cedde geçiştir.

21- Ahz:

Kebirin küçükten fütüvvet almasıdır. Bu alış ondaki bir ayıp yüzünden olur.

22- Remy:

Bir ayıp yüzünden büyüğün küçüğü ya da küçüğün büyüğü fütüvvetten ret edişidir. Bunlar, muhakemesiz ve ayıbı ispatlanmadan olmaz.

23- Muhakeme:

Zaimin karşısında ya da iki tarafın razı olduğu bir hakemin karşısında ayıbın ispatlanmasıdır. Ayıp, ya büyük suçlar gibi fütüvveti geçersiz kılan bir şeydir ya da fütüvvetin eklediğini gerektiren küçük suçlardan biridir. 

24- Vakf:

Bir suçlamaya uğrayanı muhafaza ve toplantıdan men etmek, onu toplantılara almamaktır. Bu, muhakeme sonucunda ayıbın ispatlanmasına ya da töhmet altında kalanın aklanmasına ek süredir.

25- Hibe:

Kebirin refiykı bir başka kebire vermesidir

           

 

 

Eksik,hata veya yanlışlık varsa bildirirseniz menmun olurum. İlginize teşekkür ederim. Rahmi YILMAZ.       

                                                           rahmi71-@windowslive.com

 

Üyelik Menü
Üye adı :    
Şifre :    
  
  Üye olun    
  Şifremi Unuttum   
Anket
Anket Bulunamadı
Arama Motoru
  
Müzik Player
Hava Durumu
ISTANBUL
Anasayfa  İletişim